Anasayfa Hakkımda İLETİŞİM Blog Destek

ARAMAK İSTEDİĞİNİZ KELİMEYİ GİRİN

14 Ağustos 2017

POMODORO TEKNİĞİ NEDİR?

Yazar Tarih Ağustos 14, 2017

Bazen ders çalışmak için masaya oturduğunuzda çalışmaya başlamak çok zorlayıcı olabiliyor. Aynı şekilde uzun soluklu ders çalışmakta zorlandığımız zamanlar da oluyordur. Bu gibi durumlarda özellikle vize/final/sınav haftasındaysa canımız çok sıkılır. Çoğu öğrenci bu durumu sık sık yaşar. Bu sebeple birçok ders çalışma teknikleri ortaya çıkmıştır. En popüler ders çalışma tekniği olan Pomodoro Tekniği'nden bahsetmek istiyorum.

Bu teknik, Francesco Cirillo tarafından 1980li yıllarda geliştirildi. Francesco bu tekniği geliştirdiği sıralarda mutfakta olduğu için kronometre olarak domates şeklindeki mutfak zamanlayıcısını kullandı. İtalyanca domates pomodoro anlamına geldiği için tekniğe Pomodoro adını verdi.

Pomodoro Tekniği nedir?

Kullanıcıya maksimum odaklanma ve taze yaratıcılık kazandırmayı ve böylece daha az zihinsel yorulmayla projeleri daha hızlı tamamlamayı amaçlayan bir zaman yönetimi felsefesidir. 

Uygulaması çok kolay olan bir tekniği var: 25 dakika çalış 5 dakika mola ver! Her 30 dakika 1 Pomodoro'ya denktir. 4 Pomodoro'dan (100 dakika çalışma 20 dakika mola) sonra 15-20 dakikalık bir mola daha vererek uyguluyoruz. 

Nasıl yardımcı olur?

Sık sık aralar vererek zihnimizi taze ve odaklanmaya hazır hale getirmiş oluyoruz. Muhtemelen 1-2 gün içerisinde çalışma sürecinizde fark yaratmaya başlayacaksınız. Tekniğin tam anlamıyla işe yaraması 7 ila 21 güne kadar sürer.

Büyük ve geniş çaplı yapılacaklar listesine sahipseniz, Pomodoro Tekniği'ni kullanmak sıkı zamanlamaya uymaya zorlayarak projelerde daha hızlı ilerlemenize yardımcı olabilir. Sorumluluk bilincini size psikolojik uyguladığı için erteleme yapmayı en aza indiriyor. 

Zamanlamayı ister akıllı telefonlarınızdan ister bilgisayarınızdan isterseniz herhangi bir saatten yapın. Google Market'te Pomodoro çalışması yapmak için çeşitli uygulamalar dahi  var. Herhangi birini indirip o şekilde bir zamanlama da yapabilirsiniz. Böylelikle bir kenara not almadan kaç pomodoro yaptığınızı öğrenmiş olursunuz.

YGS-LYS dönemindeki ders çalışmakta zorlanan arkadaşlar için çok uygun olacağını düşünüyorum. 

Bu tekniği ben de denedim. Ancak bende pek işe yaramadı. Çünkü ben bir kere odaklanıp uzun süre konsantre olmuş bir vaziyette yapmam gereken işle ilgilenebiliyorum. 25 dakikaya bir bu konsantre durumunu bozmak bana daha da dikkat dağınıklığı yaptırıyor. Eğer siz de benim gibiyseniz bu tekniği kullanarak vakit kaybetmeyin. 

Uzun süreli odaklanma sorunu olanlar için birebir bu ders çalışma tekniği hakkında bilgi vermek istedim.

Umarım yararlı olmuştur.

Eğer siz de daha önce bu tekniği kullandıysanız sizde işe yaradı mı? Yorumlarınızı paylaşırsanız memnun olurum.

Verimli günler!

8 Ağustos 2017

GIDA MÜHENDİSLERİ NEDEN TEKNİK RESİM, MATLAB, TERMODİNAMİK GİBİ DERSLER GÖRÜR?

Yazar Tarih Ağustos 08, 2017

Tekrar gıda mühendisliği ile alakalı bir konuyla karşınızdayım. Biliyorsunuz ki gıda mühendislerine ve gıda mühendisliğine karşı doğru olduğu bilinen çok fazla yanlışlar var. Ben de yeni yeni şeyler öğreniyorum her geçen gün kendi alanımla alakalı. Bu sayede size yanlışların doğrularını göstermek istiyorum. Aynı şekilde belli kalıplaşmış algıları yıkmak... Mesela en sık karşılaştığım bu tarz sorular oluyor: Neden gıda mühendisleri teknik resim görüyor? Termodinamiği nerede kullanıyorsunuz? Matlab ne işinize yarayacak?

Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde "temel mühendislik" adı verilen bazı kalıplaşmış dersler vardır. Bu dersleri, hangi mühendislik olursa olsun almak zorundadır. Örneğin; Calculus 1-2, Fizik 1-2, Genel Kimya, İngilizce 1-2, Teknik Resim, Termodinamik, Bilgisayar Programlama 1-2, Ekonomi, Diferansiyel Denklemler... Bu dünya geneli böyledir. Türkiye'deki mühendislik eğitim müfredatında ek olarak Türk Dili 1-2, Atatürk İnkılapları ve Türk Tarihi 1-2 dersleri vardır. Gıda mühendisliği de bir mühendislik dalı olduğuna göre bu tip dersleri almak zorundadır. 

İstisna olarak bazı mühendisliklerde fakülteleri gereği bazı dersler açılmıyor olabilir. Bu tamamen fakülte ile ilgili bir durum ama nadiren yaşanır.

Şöyle de bir durum var ki 4 sene için öğretilen her ders iş alanında kullanılmaz. Yani bazı derslerin amacı bize mesleğin inceliklerini öğretmek değil; beynimizi geliştirmeyi,
pratik düşünebilmeyi öğretmektir. Temel mühendislik derslerinin amacı mühendis gibi düşünebilmeyi öğretmektir.

Teknik resim, gıda mühendisleri için mesleğini icra ederken çoğunlukla kullanılmıyor. Ancak bu dersin amacı bu dersi alanlara aynı zamanda 3 boyutlu düşünebilmeyi öğretmek. Bilgisayar Programlama adı altında gösterilen MATLAB ise sonuçta bir yazılım dili. Yazılım ise sistematik, planlı düşünmeyi öğretir. MATLAB dersinin verilmesindeki amaç bu. (Henüz Termodinamik dersi görmediğim için bu ders ile alakalı neyi öğretmeyi amaçladığını bu dersi aldıktan sonra güncelleyeceğim.)

Umarım yanlış kalıplaşmış düşünceleri kaldırabilmişimdir. Çünkü bu bölüme başlamadan önce benim de bu tarz yanlış düşüncelerim vardı. Amacım bu yanlışları düzeltmek... Ayrıca burada bölümümü yüceltme gibi bir amacım yok. Bana göre her meslek önemlidir, ciddi tecrübe ve eğitim gerektirir. Sonuçta hep söylendiği gibi: Ne olursan ol ama en iyisi ol!

Okuduğunuz için teşekkür ederim, mutlu günler!

5 Ağustos 2017

PARİS VE LONDRA'DA BEŞ PARASIZ (GEORGE ORWELL) | KİTAP YORUMU

Yazar Tarih Ağustos 05, 2017

Merhaba! Paris ve Londra'da Beş Parasiz benim George Orwell ile tanışma kitabım. Bazıları 1984, Hayvan Çiftliği gibi kitaplarla okumaya başlıyor. Ama ben bunların dışında farklı bir kitabıyla başlamak istedim.
"Beş parasız kalmaktan o kadar çok bahsetmiştiniz ki; eh, işte beş parasız kaldınız ve hala ayaktasınız."

Paris ve Londra'da Beş Parasız, 20. yüzyılın en büyük romancılarından George Orwell'in, Avrupa'nın iki büyük şehrinde, Paris ve Londra'da yaşadığı sefaleti olanca gerçekliğiyle anlattığı, son derece önemli bir eser.

Bir gün Paris'in orta yerinde meteliksiz kalan genç yazar, yoksulluk ve açlıkla mücadele etmeye başlar. Rehineciler, iş bulma kurumları, umut tacirleri, karın toklupuna günde on yedi saat çalışılan karanlık otel mutfakları arasında sürüp giden Paris macerası, yazarın güç de olsa Londra'ya atmasıyla sona erer ama Londra'da onu çok daha ağır şartlar beklemektedir. 
Orwell, modern insanın ısrarla görmezden geldiği bir dünyanın kapısını aralıyor. İşsizlik, evsizlik, açlıkla damgalanan bu dünyanın insanları izbe pansiyonlarda, berduş barınaklarında yaşıyor, hayata bir ucundan tutunmaya çalışıyorlar.
Paris ve Londra'da Beş Parasız, köleliğin hiçbir zaman, modern zamanlarda bile oradan kalkmadığını, sadece görünüm değiştirdiğini anlatıyor. ( Tanıtım Bülteni)
Kitap, George Orwell'ın hayatındaki bir döneminde Avrupa'nın iki büyük şehrinde yaşadığı maddi sorunları anlatıyor. Yani bir otobiyografi diyebiliriz. 

Günlerce aç kalmak, aç karnına kilometrelerce yürüyüp kapı kapı iş aramak, çalışma şartları ağır ama kazanılan paranın sadece yemek masrafını karşılayacak kadar olması, karın tokluğuna günde 17-18 saat çalışmak, işverenin ve çalışma arkadaşlarının hor görücü davranışları altında yaşamak ne kadar dayanılabilir bir durum olabilir ki? İşte Paris'te böyle sıkıntılar içinde yaşıyor Orwell. Ancak bir müddet dayanıyor ama artık Londra'ya taşınmaya karar veriyor. Oradaki arkadaşının kendisine iş bulacağını düşünüyor ama ona uygun iş bulunamıyor. Ancak arkadaşı ona kendisine yetebilecek kadar borç para veriyor ama o da kıt kanaat geçinebilecek kadar. Ev yok. Parklarda yatamaz, yasak. Mecburen kötü körez pansiyonlarda yatmak zorunda. Bir çay bir de ekmek yiyerek pansiyonlarda kalsa da artık parası ona da yetmiyor ve son çare berduş barınaklarına gidiyor. Orası da parayla tabi ama çok da ucuz. Ucuz olduğu kadar kötü de. 

Anlayacağınız tam bir sefalet hayatı. Kalıcı bir yeriniz yok, aileniz yok, toplumda saygınlığınız yok, işiniz yok. Okurken şu anki bulunduğunuz konuma şükrediyorsunuz. 

Akıcı bir anlatımı var yazarın. Sizi sıkmıyor. Ben George Orwell'ı bu kitabıyla tanıdığım için çok mutlu oldum. Diğer kitaplarını da okuma listeme ekledim bile!

Sizinle çok beğendiğim iki alıntı yapmak istiyorum.
"Şöyle bir durup düşününce; büyük, modern bir şehirde binlerce kişinin, uyanık oldukları tüm anları yer altındaki havasız odacıklarda bulaşık yıkayarak geçirmesi çok tuhaf bir durum. Benim yöneltmek istediğim soru bu hayatın neden sürdüğü; ne amaca hizmet ettiği ve devam etmesini kimin istediği..."

"Dilenciler neden hor görülüyor? Çünkü gerçekten de evrensel olarak hor görülüyorlar. Bence sebebi çok basit, düzgün bir geçim kaynakları olmadıkları için. Esasta bir iş yararlı mı, yararsız mı, üretken mi asalakça mı kimsenin umrunda değil; tek beklenti karlı olması. ... Para en büyük erdem sınavına dönüştü. Dilenciler bu sınavda çakıyor, bu yüzden hor görülüyor. Eğer dilenerek haftada on sterlin bile kazanılabilse, dilencilik anında saygın bir mesleğe dönüşür"

Umarım siz de severek okursunuz.

Puanım: 4/5

Keyifli okumalar!

3 Ağustos 2017

GELECEK VADEDEN BLOGLAR - HAYAL KIRIKLIĞI

Yazar Tarih Ağustos 03, 2017


Merhabalar! Birkaç gün öncesinde Gelecek Vadeden Bloglar listesinde yer almıştım. Gelecek Vadeden Blogların ne olduğunu bilmiyorsanız Google'layıp öğrenebilirsiniz. Çünkü bu yazıda Gelecek Vadeden Bloglar hakkında bilgi vermeyeceğim. Onlarla, daha doğrusu bir jüri üyesiyle olan sorunumdan bahsedeceğim.

Her blogger yazılarının okunmasını, daha fazla okuyucuya ulaşmasını ister. Ben de aynı şekilde. Amacım ticari kazanç değil, yanlış anlaşılmasın. Benim bu blogtaki amacım insanlara bir şey katabilmek, ufak tefek de olsa okuyucuya kazanım sağlayabilmek. Bir okuyucu benim bir yazımı okuyorsa, okumak için vakit ayırıyorsa ona bir şeyler katabilmeliyim diye düşünüyorum. Şimdi daha net ifade edebilmişimdir neden daha fazla okuyucuya ulaşmak istediğimi.

Bu yüzden Gelecek Vadeden Bloglara katılmam gerektiğini düşündüm. Katılmamdan sonra 1 veya 2 hafta içerisinde de bu listeye dahil edildim. Aslında bayağı sevinmiştim. Google Adsense desteğinden sonra bu listeye de girebilmek beni gerçekten mutlu etti. Ne yapıyorsam doğru yolda olduğumu ve yapmaya devam etmem gerektiğini düşündüm.

Gelecek Vadeden Bloglara girdiğimi bir jüri üyesinin maili ile öğrendim. Mail içeriğinde blogumu geliştirmem için verilmiş tavsiyeler, listenin açıklandığı YouTube Canlı Yayını vs. olunca neredeyse bir günümü bunları incelemekle ve ne yapmam gerektiğini düşünürerek geçirdim. Hatta blog için kabul edilmem ile ilgili bir yazı hazırlıyordum ki maalesef yarıda kaldı. Ardından da taslağı kaldırıp yerine bu yazıyı yazmak zorunda kaldım.

Peki neden hayal kırıklığı? Söz konusu olan jüri üyesinin dostane olmayan yaklaşımları. Kendisinin bana mail üzerinden yönelttiği bir soru vardı ki ben aklımda oluşan soru işaretleriyle birlikte kendisinin sorusunun cevabını o mail üzerinden verecektim. Ancak bu jüri üyesinin sabırsızlığı -sabırsızlık olarak nitelendiriyorum çünkü maili göndereli 1 gün bile olmamıştı- bana Twitter'dan ulaşıp aynı soruyu oradan yöneltmeye itmiş olsa gerek.

Twitter üzerinden kendisinin sorusuna cevap verdiğimde hoş olmayan bir üslup kullanması, verdiği etiklik dersi ve ben kendimi izah edemeden söylemek istediklerini söyleyip beni engellemesi. Düşünün, siz uzun yıllardır blog yazarısınız, profesyonelsiniz ve bir platform oluşturuyorsunuz. Bir jüri üyesisiniz, hoşlanmadığınız bir durum olsa bile olaylara duygusal yaklaşmak ne kadar doğru? Veya kişisel bir şeymiş gibi algılamak? Açıkçası bu tutum bana tuhaf geldi. 

Hayal kırıklığı maalesef bununla kalmadı. Söz konusu jüri üyesi, kendi blogunda bulunan Gelecek Vadeden Bloglar listesindeki blog sahibinin adını "-" olarak düzenlemiş. Adımı soyadımı bilmesine rağmen. Oradaki listede tüm blog sahiplerinin adı Twitter adreslerine, bloglar adları kendi bloglarına yönlendirilirken benim blogumun adresi yazı olarak bırakılmış, blogumun adı blogumun linkiyle bağlanmamış. 

Söz konusu kişinin bu tutumunun ne demek olduğunu anlayamamış olabilirsiniz. Açıklık getirmem gerekir diye tahmin ediyorum. Blog adresimin tıklanabilir olmamasını sağlayarak benim okuyucu kazanmamı engellemek, blog sahibinin adını "-" olarak değiştirerek Twitter üzerinden takip edilmemi engellemek. Tıpkı kendisinin beni Twitter üzerinden engellemesi gibi. Benim için avantaj olan tüm yolları dezavantaja çevirmek istemiş.

Görüyorsunuz, ufacık bir problemi büyütüp kişisel hale getirerek çekirdek bir blogger'a sözde destekçilik bu. 

Neden listeden blogunu tamamen kaldırmadı diye düşünecek olursanız, listeden kaldırılacak bir durum yoktu. Çünkü sorun tamamen kişisel, yanlış anlamadan ibaret. Hal böyle olunca bu jüri üyesinin yapacakları ancak bu kadardı.

Demek istediğim, eğer benimki gibi bir hevesle bu listeye katılacaksanız böyle durumlara hazırlıklı olun. Çünkü ben böyle bir muamele gördüysem siz de görebilirsiniz. Sadece biraz daha tanınma amacınız sinir bozukluğuna, tartışmalara dönüşebilir. 

Maalesef, Gelecek Vadeden Bloglar listesine büyük umutlarla başvurmuştum ama böyle can sıkıntısıyla biteceğini bilemezdim. Bu durumların ardından kendisinden blogumun bu listeden kaldırılmasını istedim. Çünkü gördüğünüz gibi, Gelecek Vadeden Bloglar, benim için amacından çıkmış durumdaydı. Bu türlü engellemelerle orada daha fazla durmanın bir anlamı yoktu. 

Benim Gelecek Vadeden Bloglarla ilgili maceram bu kadardı. Memnun kalmadığımı itiraf etmeliyim. Eğer siz de başvuracaksanız sabır diliyorum.

Mutlu günler!


EDIT(07.08.2017): SEVGİLİ OKUYUCULARIM, SON YORUMLARDA MAĞDURİYETİM ÜZERİNDEN YAPTIĞIM ELEŞTİRİ İLE ALAKALI ASILSIZ SUÇLAMALAR VE ÇAMUR ATMA TEHDİDİNDEN SONRA BU YAZIYI YORUMLARA KAPATMAYI UYGUN GÖRDÜM. BU YAZININ HAKARET, İTİBAR DÜŞÜRME, ALAYA ALMA, HEDEF GÖSTERME VE HEDEF ŞAŞIRTMA İÇERDİĞİNİ DÜŞÜNENLER İSTEDİĞİ YARGI MERCİNE BAŞVURABİLİRLER. AYRICA BU KONU ARTIK KİŞİSEL GÜNDEMİMDEN ÇIKTIĞI İÇİN DAHA FAZLA ÜZERİNE TARTIŞILMASINI GEREKSİZ BULUYORUM. DESTEKLERİNİZ VE GÜZEL DÜŞÜNCELERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM. 

E-BÜLTEN

ARŞİV

Google+ TAKİPÇİLERİ