Anasayfa Hakkımda İLETİŞİM Blog Destek

ARAMAK İSTEDİĞİNİZ KELİMEYİ GİRİN

18 Şubat 2018

POSTACI KAPIYI ÇALMAYACAK (AVA DELLAIRA) | KİTAP YORUMU

Yazar Tarih Şubat 18, 2018
Merhabalar! Yine bir kitap daha okudum ve size biraz kitaptan bahsetmek istedim. Bu seferki kitap: Postacı Kapıyı Çalmayacak.
"Size bu mektupları yazmaya başlayınca kendi sesime kavuştum. Sonra bana yanıt veren bir ses duydum. Bir şarkının farklı tınlayışında, bir filmin hikâyesinde, kaldırımdaki çatlakta açan bir çiçekte buldum yanıtı. Bir pervanenin kanat çırpışında, dolunaya dönen ayda... Yeryüzünde bu mektupları gönderebileceğim bir adres yok. Öldüğünüzü biliyorum ama sizi duyuyorum. Hepinizi duyuyorum. Buradaydık, bunun bir anlamı var, diyorsunuz.Kısa süre önce ablasını kaybeden Laurel, onun nasıl öldüğünü bilen tek kişidir ve bu sırrı kimseyle paylaşmamasının bir nedeni vardır. Onu bu karanlıktan çıkaracak yardım eli, hiç beklemediği bir yerden gelir. Genç kız okulda verilen bir ödevle mektuplar yazmaya başlar. Bu mektupların ortak noktası ise erken yaşta hayata veda etmiş, onun için anlamı olan Amy Winehouse ve Kurt Cobain gibi ünlü isimlere yazılmasıdır. Zaman geçtikçe bu duygu yüklü mektuplar hem ablasının ölümü üzerindeki sır perdesinin aralanmasına hem de Laurel'in kendine bir yol çizip yetişkin bir bireye dönüşmesine yardımcı olur.(Tanıtım Bülteninden)"
Konusu: Ablasını yeni kaybetmiş, bu kaybın ardından zaten dağılmış olan ailesinin daha dağılmış olmasının verdiği psikolojik travmalar sonucu liseye yeni başlayacak olan bir kızın içsel dramı.

Kitap, tanıtım bülteninde de belirtildiği gibi bir dizi mektuptan oluşuyor. Zamanında ablasıyla birlikte dinlediği şarkıcılara, filmlerini izlediği oyunculara, yazar/şair kişilere ancak şu an hayatta olmayan ünlülere yazılan mektuplar bunlar. Onlara hayatındaki kişileri, olayları ve hislerini anlatıyor. Aslında her şey İngilizce öğretmeninin verdiği "ölü birine mektup" konulu ödeviyle başlıyor. Bunun ardından Laurel ilk mektubu yazmaya başlıyor ve gerisi geliyor.

Yorumuma gelecek olursak tam bir genç edebiyat romanı. Yani 12-18 yaş arası gençlere hitap edebilecek bir kitap. Ben de 20lerinde, yaşını başını almış, ergenliğini atlatmış genç bir yetişkin olunca beni haliyle sarmadı. Bu sebeple biraz sıkılarak okudum. Kitapları yarım bırakmayı sevmediğim için ve belki sonlarına doğru açılır diye düşündüğüm için okumaya devam ettim. Ancak sıradan, tahmin edilebilir bir finali vardı. Hani şu mutlu sona bağlanılanlardan... Yani pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim.

Önerir misin diye soracak olursanız eğer ergenliğe yeni giren biriyseniz veya öyle birine hediye edecekseniz neden olmasın? Kendini arayan, hayatındaki parçaları birleştirip bunları kabullenen birini anlatıyor. Kısmen açık görüşlülüğü de empoze edebilir. Şiddetle tavsiye etmem ama bu yaş grupları için okunsa fena olmaz.

Puanım: 2/5

Keyifli okumalar!

31 Ocak 2018

WAKEFIELD | FİLM YORUMU

Yazar Tarih Ocak 31, 2018
Wakefield, Bryan Cranston ve Jennifer Garner'ın başrolünü oluşturduğu bir film. Ama önemli olan kişi tabi ki Bryan Cranston. Çünkü ben Bryan Cranston'ın büyük bir hayranıyım ve siz sevgili okuyucularım sebebini gayet de iyi biliyorsunuz. 😆 

IMDb puanı 6.4 olan Wakefield, 2017 yapımı ve dram türünde bir film. 

Konusu: Manhattan'da bir avukat olan Howard Wakefield, evli ve ikiz kız çocuğu babasıdır. Ailesiyle birlikte rutin bir yaşantısı vardır. Kıskanç bir erkek olan Howard, karısının başka erkeklerle olan sohbetini flörtleşme olarak algılar. Karısının normal olarak gördüğü şeyleri Howard normal görmez ve bir fikir çatışması içindedirler. Mutlu bir evliliği olmadığını düşünen Howard, bir gün garajının çatı katına tesadüfen çıkar ve çatı katındaki pencereden ailesini izlemeye başlar. 1 yıla yaklaşık bir süre yaşamını çöpten yemek artıkları ve eski kıyafetlerle sürdürür ve bu esnada ailesini izlemektedir. Aynı zamanda karısı ve çocuklarıyla olan ilişkisi üzerine düşünmeye başlar. 1 yıla yakın süreyi doldurduktan sonra tekrar ailesinin yanına dönmeye karar verir. 

Başta bir konusunu okuyup fragmanını izledikten sonra duygulu bir aile dramı izleyeceğimi tahmin etmiştim. Hatta ağlayacağımı bile düşünmüştüm. Ancak böyle bir durum söz konusu değildi. Dram olmasının yanı sıra bir psikoloji filmiydi de.

İlişkiler üzerine bir film olduğu için bir erkeğin gözünden evliliğin nasıl bir şey olduğunu seyrettim. Açıkçası hiç de harika göründüğünü söyleyemem. 😅

Filmin en sıcak, keyifli sahneleri Howard'ın evine gelenleri konuşturduğu sahnelerdi. Tüm gün boyunca sandalyesinde oturup eve gelenleri kendi kendine konuşturması izlerken beni çok eğlendirmişti. 

Film, ihtimaller üzerine kurulu diyebiliriz. Karısı onu bakımsız halde görürse/görmezse, her yerde kayıp olarak gösterilirken birden insanların karşısına çıkarsa/çıkmazsa gibi birçok alternatiflere yer veriliyor. Ben bunu da çok sevdim. Tabi filmde bu duruma çok fazla yer verildiği için finali de siz kendiniz tamamlıyorsunuz. Ama ben finalin bu biçimde bitmesini istemezdim. Umarım devamı gelir de bu boşluğu tamamlarız.

Minik bir detaya takıldığımı da söylemeden edemeyeceğim. Kaynanaya duyulan nefret tüm dünyada mı geçerli olur? Gerçekten, ben sadece Türk toplumlarında olduğunu düşünürdüm ama demek ki yanılmışım.

Bana kalırsa çoğunlukla diğer filmlerden farklı bir filmdi. Mükemmel, başyapıt diyemem tabi ki ama kötü olmadığına emin olabilirsiniz. Film sitelerinde yapılan "sıkıcı, vakit kaybı" yorumlarını dikkate almadan ön yargısız olarak izlemenizi tavsiye ederim.

Ayrıca filmde yine çoğunlukla açık sahneler mevcuttu. Ben bazılarını gereksiz buldum. Çocuğunuzla, kardeşinizle, sizden küçük biriyle izlemeseniz daha iyi gibi sanki, siz bilirsiniz yine tabi ki.

Ben genel olarak filmi beğendim. Bazı detaylarına takılmayıp düşünceye odaklanırsak güzel bir konusu var. Üstüne düşündüğüm bir film oldu. İzlemenizi tavsiye ederim.

En sevdiğim alıntı:
"Ben ailemi terketmedim, kendimi terkettim. Ben hep onlarlaydım, sadece yanlarında değildim."

Puanım: 4/5


Keyifli seyirler!

29 Ocak 2018

SİNEMA VE BEN | MİM

Yazar Tarih Ocak 29, 2018
Herkese selam! Uzun zamandır böyle mim yazıları pek olmuyordu. Ya da ben görmüyordum, bilemiyorum. Sevgili Öneri Makinesi beni Sinema ve Ben mimine etiketlemiş. Çok sevindim. Zira en sevdiğim konulardan biri sinema ve filmler. Çook teşekkür ederim. Onun yazısı da hemen şurada!

O zaman ben sorulara hemen başlıyorum!

Sinemada izlediğin ilk film ?
Açıkçası pek hatırlamıyorum. Ana sınıfına gidiyordum. Büyük ihtimalle animasyon filmiydi. Hatta ilk kez sinemaya gideceğim için heyecanlıydım. Çünkü sınıfça gidiyorduk. Ay, ne günlerdi. 😏

Film en güzel ........'de/a izlenir ?
Bence en güzel film tabi ki sinemada izlenir. Ama film her zaman sinemada izlenmez. Böyle çok özel, kaliteli olduğunu düşündüğün film sinemada izlenir. Ama yıllanmış veya vizyondan düşmüş filmler için en güzel bilgisayarda izlenir. Hatta yatağa geçip battaniyeleri üstüne alacaksın. Kucakta da bilgisayar. En güzel keyif benim için. 😍

Film izlerken olmazsa olmazın var mı? Varsa neler?
Olmaz mıı? Benim kendimi şartlandırdığım şey, karanlık olması. Gündüz film izlemeyi pek sevmem, tercih de etmem. Gece olacak, hiçbir ışık olmayacak. Tüm dikkatimi o şekilde verebiliyorum. 

Tek başına mı kalabalık mı?
Dizi izlerken kalabalık olması daha güzel gibi sanki ama bence ikisi de olur. Her türlü izlenir. Ama tek başına izlemek de güzel. Hep öyle izlediğim için de alışmış olabilirim. 

Mısır mı cips mi?
Hiç cips yerken film izlemeyi düşünmedim açıkçası. Hep mısırla birlikte izledim. Ama her film izlemeye başlayacağım zaman mısır patlatmam. Kahve eşliğinde film izlemek favorim. Bunu istisnasız her film izlerken yaparım. Çünkü canım kahve. İçine karıştığı her anı mükemmelleştiren kahvem. 🙌

İki boyutlu mu üç boyutlu mu?
3D film izlemenin tadı başka ama gözlük beni biraz rahatsız ediyor. Bir de sonrasında baş ağrısı yapıyor. Ama yine de ben tercihimi iki boyutludan yana kullanıyorum. 

AVM sineması mı sokak sineması mı?
Sanırım bu güne kadar sadece bir kez sokak sinemasına gittim. O da ilk soruda söylediğim ilk sinemaya gittiğimdi. AVM sineması daha konforlu olur diye düşünüyorum. Ama bir dahaki gidişimde sokak sinemasını tercih etmeye karar verdim. Çünkü öğrenci dostu. 😊

Filmden önce filmin fragmanını izlemek mi yorumlarını okumak mı?
Ben ilk olarak konuyu okurum, fragmanı izlerim ve beğenirsem izlerim. Yorumlar çok kafa karıştırıyor ve şeffaf olmuyor. Bazısı beğense bile söylemiyor ya da beğenmeyince abartarak kötülüyor. Zevk çatışması olabiliyor en nihayetinde. Bu yüzden fragmanı izlemek.

Çok güzel sorular vardı, teşekkür ederim Öneri Makinesi. Ben çok keyif aldım. Hatta bir film izleyesim geldi ??? 😁

Adettenmiş, üç kişiyi etiketlemem gerekiyormuş.


Sizleri  ve bu yazıyı okuyan herkesi sahneye davet ediyorum! 

Mutlu günler!

27 Ocak 2018

BİR DÖNEMİN ÖZETİ

Yazar Tarih Ocak 27, 2018
Belki de geç kalınmış bir yazı sanırım. Çünkü aklıma böyle bir yazı hazırlamak yeni geldi. 

Yazın sonlarına doğru Yönetim Bilişim Sistemleri bölümünü açıktan okumaya ve aynı zamanda Almanca A1 kursuna başlayacağım ile ilgili bir yazı hazırlamıştım. Hem de tam olarak şurada!

Aynı anda iki üniversite okumak, bir de dil kursuna gitmek göze biraz zor görünüyor. Ama belki böyle kendini geliştirmek isteyip de cesaret edemeyen kişiler vardır diye düşünüyorum. O yüzden bunu tecrübe etmiş bir insan olarak size kendi tecrübelerimi aktarmak istedim.

Herkesin sanırım sıklıkla sorduğu soru "İki üniversite okumak zor mu?" şeklinde. İki üniversite okumak elbette zor. Aslında normal eğitim aldığınız bölüme göre de değişebiliyor zorluk seviyesi. Yani mühendislik okuyup ki sayısal derslerle haşır neşir olup sözel ders çalışma stilini unutmuş biri olarak eşit ağırlık bölümü okumak bana kalırsa daha zor oluyor. Çünkü gününüzün büyük bir bölümünü üniversitede derste geçiriyorsunuz. Eve döndüğünüzde yorgunluk, ders tekrarı, anlamadığın yerleri araştırarak çözümünü bulup çalışma vs derken çok vaktinizi alıyor. Beni Instagram'da takip edenler bilir ki günümün çoğunu ders çalışarak geçiren biriyim. Ders çalışmayı seven biri olarak gerçekten İkinci Üniversite derslerini çalışmaya pek fazla vaktim kalmıyordu. Bununla da kalmıyor, aynı zamanda bir de Almanca kursunun derslerine gidip geliyorum. Vakit darlığı söz konusu. En son isyan ediyordum: BİR GÜN NEDEN YİRMİ DÖRT SAAT?


Sonradan fark ettim ki daha düzenli ve programlı ders çalışmam gerekiyor. Ancak yine vaktimi doğru düzgün kullanamadım. Sınavdan bir hafta önce çalıştığınız dersle de tabi ki bir yere varamıyorsunuz. Dersi geçseniz de öğrenemiyorsunuz. Ders geçmenin yanı sıra öğrenmek de istiyorum. Haliyle mükemmel başarılıyım diyemiyorum. Aldığım 7 dersin 3'ünden kaldım maalesef. 😓

Pekala, kendi derslerinde not ortalamanı düşürdün mü diye soracak olursanız, aksine yükselttim bile! Tuhaf ama bu dönem BB'nin altında notum yok. Haliyle not ortalamamı yükseltmiş oldum. Sanırım bunun sebebi de kendinizi başka şeylere verip kafa dağıtmış olmak. Çünkü sürekli dönüp dolaşıp aynı şeylere çalışarak bunalıyoruz. Almanca çalışarak, nadiren de olsa yönetim bilişim sistemlerinin derslerini çalışarak beynimi dinlendiğimi düşünüyorum. Yani sadece başka şeyler çalışmak değil de aynı anda daha fazla şey yapmak sanırım sebebi.

Almanca kursunun beni en çok zorlayan yanı ise modül başına sınav oluyor olmamız. Modül dediğim şey de kurs zümresi tarafından belirlenmiş ünite. Yani her ünite bitiminde ondan sınav oluyorduk. Vize ve final haftamla çakıştığı zaman derslere gidemiyordum. Kurstan bir arkadaşımın notlarından çalışarak giriyordum sınava. Ama bu dil sonuçta, notları oku öğren diye bir şey söz konusu değil. Gitmediğim derslerde işlenen şeyleri anlamadım haliyle. Bununla birlikte 4 aylık kurs için devamsızlık için tanınan hak ise 3 hafta. Yani çok az. Doğru da bir yerde ama yine de beni zorluyordu. Ancak yine de sertifika almak için gereken not ortalamasını tutturmuş oldum, devamsızlığımı sonuna kadar da olsa kullandım ama nihayetinde alabiliyorum sertifikamı. Kursum şubatın ortasında bitecek ama sertifikam büyük ihtimalle mart gibi elimde olur. 

Kısacası yine de başarılı olduğumu düşünüyorum her ne kadar 3 dersten kalsam da 😅 Sonuçta hiçbir sistem %100 verimle çalışamaz, buna biz de dahiliz. 

Özet olarak güz dönemi yoğun, koşturmalı bir dönemdi. Kendi üniversitemdeki derslerimde bir sorun çıkmadığı için ve Almanca A1 sertifikamı alabildiğim için mutluyum. İkinci üniversite derslerim de biraz zaman yönetiminde sıkıntılarım olduğu için 3 ders arada kaynamış oldu ama olsun. Artık en azından kendi bölümümde dersi nasıl çalışmam gerektiğini biliyorum. Bu sebeple diğer üniversitenin derslerine daha fazla vakit ayırmış olacağım.

Zaman yönetimini bana çok güzel öğretmiş olduğu için iyi ki böyle bir şey yapmışım diyorum. Çünkü kendimi bu kadar fazla sıkıştırmış olmasaydım kesinlikle bunu öğrenemezdim. O yüzden eğer üniversite dışında bir kursa gitmek, ikinci üniversite okumak gözünüzü korkutuyorsa sakın korkutmasın. Çünkü böyle böyle her şeye yetebilen bir birey haline geliyorsunuz. Bana kalırsa bu hayatta en önemli şeylerden biri de bu.

Verimli günler!

E-BÜLTEN

ARŞİV

Google+ TAKİPÇİLERİ