Anasayfa Hakkımda İLETİŞİM Blog Destek

ARAMAK İSTEDİĞİNİZ KELİMEYİ GİRİN

20 Eylül 2017

TOZLU RÜYALAR KİTAPÇISI (CYNTHIA SWANSON) | KİTAP YORUMU

Yazar Tarih Eylül 20, 2017

Merhaba! Uzun zamandır kitap yorumu paylaşamıyordum. Artık zamanı gelmişti.

Bu seferki kitap Tozlu Rüyalar Kitapçısı. Kapağı gibi çok da tatlı bir ismi var. Bu özellikleriyle kitabı satın alıp okuma isteği uyandırdı. 


Beni rüyalar âleminde bırakma. Keşkelerin yanılsamasından beni çekip al. Buna hemen bir son ver. Beni hemen gerçeğe kavuştur ki sevmeyi tekrar öğrenebileyim…
Otuz sekiz yaşındaki Kitty Miller küçük bir dairede kedisiyle yaşamaktadır. Liseden beri en yakın arkadaşı olan Frieda'yla birlikte küçük bir kitabevi işleten Kitty'nin ailesi, arkadaşı ve kitabevi arasında geçen sıradan yaşamı bir gün başka bir yerde uyandığını fark etmesiyle allak bullak olur.
Daha önce hiç görmediği bu ev, onun evidir yine de. Başka bir dünyada, başka bir aileyle ve arkadaşlarla farklı bir yaşam… Hangi dünyanın gerçek, hangisinin rüya olduğunu bir türlü anlayamaz. Genç kadının gerçek hayatıyla hayali yaşamını sorgulaması arasında geçen bir süreç başlar. Bu iki dünya arasında bocalarken de travmalarıyla, acılarıyla ve geçmişiyle yüzleşmesi gerekir. Peki ya gerçeklerle yüzleşecek cesareti yoksa? (Tanıtım Bülteninden)
Kitabın konusu, Katharyn (daha çok Kitty olarak kullanıyor) adında sıradan yaşantısı olan bir orta yaşlı bir kadının rüyalar aleminde sıkışıp kalması. 

Kitty, bir dönem okuma öğretmenliği yapmış olsa da daha sonra çocukluk arkadaşı Frieda ile birlikte ikisinin ortak hayali olan bir kitapçı dükkanı açıyorlar. Sevgi dolu anne ve babasının tek çocuğu olması sonucunda ailesine düşkün bir yapısı var. Ailesi, kitapları, kedisi Aslan ve Frieda ile sınırlı olan basit bir hayatı var. Geniş hayal gücü sonucunda gece uykusunda gördüğü rüyaları çok gerçekçidir. Sanki o dünyada yaşıyor gibi hissediyor ve bazen istediği zaman rüyayı bitiremiyordur. Rüyadaki hayatında ise harika bir hayat arkadaşı Lars; Missy, Mitch ve Michael adında çocukları, komşuları, evindeki çalışanları vardır. Otizmli çocuğu Michael'a özel bir ilgi gösteren, kocası ile birbirlerine aşık, tam da gerçekte istediği gibi bir hayatı rüyasında görüyordur. Ancak romanın sonunda rüya ile gerçek hayatı arasındaki farkına varıyor. 

Yorumuma gelecek olursak... Yazarın ilk kitabı olmasını göz önüne alacak olursak kısmen başarılı diyebiliriz. Akıcı bir yazısı var. Ara ara sıkıldığım kısımlar olsa da konusu güzel. Hoş vakit geçirmek, kafanızı dinlendirmek için okuyabileceğiniz tatlı bir roman.

Genel olarak beğendim. Şiddetle tavsiye ettiğimi söyleyemem. Ama sevebileceğinizi düşünüyorum.

Puanım: 3/5

Keyifli okumalar!

16 Eylül 2017

YÖNETİM BİLİŞİM SİSTEMLERİ & ALMANCA KURSU

Yazar Tarih Eylül 16, 2017
Merhabalar! Bu yazıyı yazarken bile içimde ufak bir heyecan var, içim kıpır kıpır! 

Biliyorsunuz -bilmiyorsanız bile Hakkımda kısmında ve anasayfada koca koca yazıyor ki mutlaka görmüşsünüzdür- mühendislik öğrencisiyim. Derslerim diğer bölümlere göre bir tık daha ağır. Ancak ben nedense bununla da yetinmeyip kendime okuyacak bir bölüm daha buldum! Ve bir de kurs!

Üniversitedeki ilk senem -yani geçen sene- o kadar boş geçti ki buna hala çok üzülüyorum. Yaptığım tek şey üniversiteye gidip gelmek ve ders çalışmaktı. Hiçbir sosyal aktiviteye istesem bile katılamadım. Koca bir senemi bomboş geçirdiğime hala inanamıyorum.

Bu sebeple hem kendi bölümümle hem de kendi ilgi alanımla ortak bir noktada buluşacak bir bölüm daha okumaya karar verdim: Yönetim Bilişim Sistemleri.

Kendi bölümümle ilgili dedim ama tabi ki tam olarak değil. Yanına gidebilecek bir bölüm demek istedim.

Yönetim Bilişim Sistemleri, ana işletme dersleri ile biraz da yazılım dersleri içeriyor. Ben buna modern işletme adını verdim. Bana okumak mantıklı geldi, bilemiyorum.

Gelelim nerede okuduğuma... İkinci Üniversite olarak Anadolu Üniversitesi'nde, yani Açıköğretim Fakültesi'nden. 

Ne kadar faydalı olur olmaz bilemiyorum ama kişisel gelişim sözkonusu. Mutlaka ufkumu açacaktır. 

Yani artık hem Gıda Mühendisliği hem de Yönetim Bilişim Sistemleri öğrencisiyim!





Ve ben bununla da yetinmeyip kendime yeni bir şey daha buldum. Dediğim gibi o kadar çok pişmanım 😅 

ASMEK'in (Antalya Sanat ve Meslek Edindirme Kursları) ücretsiz olarak açtığı Almanca A1 kursuna kayıt yaptırdım. Almancaya zaten liseden hafif bir aşinalığım var ama bunu sertifikalı hale getirmek istiyorum hem de bilgilerimi tazelemek istiyorum. Almanca hep öğrenmek istediğim bir dildi. Zaten önümüzdeki senelerde Erasmus programı ile Almanya'da belli bir süre eğitim almak istiyorum. Bana çok yararı olacaktır.

İşte böyle! Yine ders çalışmalı bir sene olacak ama bu sefer aynı anda çok şey yapacağım. Elimden geldiğince de sosyal etkinliklere katılmaya çalışacağım bakalım. 

Bu seneden çok umutluyum ve beni tamamen geliştirmesini, değiştirmesini istiyorum. Daha kültürlü, daha farklı açılardan düşünen biri olmak istiyorum.

Tabi bunca şey kusursuz bir planlama ile birlikte olacak şeyler. Elimden geleni yapacağım!

Gelişmelerden sizleri haberdar etmek istiyorum tabi siz de isterseniz. 

Keyifli günler!

14 Eylül 2017

ÜNİVERSİTEDE İLK GÜN

Yazar Tarih Eylül 14, 2017

Selamlar! Üniversiteye ilk başladığınız günü hatırlıyor musunuz? Beni ne bekliyor düşüncesi hala aklınızda mı? Heyecanlı mıydınız? Neler düşünüyordunuz? Güzel zamanlardı, değil mi?

Belki aramızda üniversiteye bu hafta içinde başlayacak olanlar vardır. Nasıl bir duygu olduğunu merak ediyorlardır muhtemelen. Ben de merak ediyordum, heyecanlıydım...

Tabi o zamanlarda insan böyle matah bir beklenti içine giriyor ama pek de öyle olmuyor işin gerçeği.

Ben de sizinle kendi üniversitedeki ilk günümü paylaşmak istiyorum. Bazılarınız için merak giderici bazılarınız için de flashback etkisi yapacaktır. 

Şimdiii... Benim için iki kez ilk kez var var. 

Birincisi İngilizce Yeterlik Sınavı'na gireceğim gün. Kampüse daha önce birkaç kez gitmiştim ama sınav telaşı olduğu için her yeri karıştırmaya başladım. Tabi Antalya olduğu için hava sıcaklığı da yaklaşık 36-38 derece. Bir de üstüne telaş olunca başladım şapır şapır terlemeye. 

Sınav da fen fakültesinde olacaktı. Ben bindim VF01'e (kampüs içinde dolaşan halk otobüsü) artık hislerimle fakülteyi bulmaya çalışıyorum. Google Maps kullanmayı tam da bilmiyordum o zamanlar. Mecburen sora sora bulmaya çalışacaktım. Ancak bilirsiniz -veya öğreneceksiniz- üst sınıflar dersler başladıktan 1 hafta sonra üniversiteye gelirler. Yani soru sorduğunuz kişiler sizin gibi yeni ve onlar da henüz bilmiyor. ŞANS! Bu sebeple dediğim gibi hislerinizle bulmaya çalışıyorsunuz.

VF01 ile kampüse Meltem Kapısından girdim. Akdenizli veya Akdeniz'de okumuş varsa bilir belki, Hukuk Fakültesinden sonra otobüs saatte 70 km(!) hızla gitmeye başlar. Ondan sonra beni bir heyecan aldı, anlatamam. Eyvah kayboldum hissi... Sınava yetişmeme de yaklaşık 1 saat falan var. Acele etmem gerekiyor yani.

Edebiyat Fakültesinin oradaki durakta indim ve oradan Allah ne verdiyse diye yürümeye başladım. Abartmıyorum o gün sanırım kampüsün içerisinde 10 kilometre yürümüşümdür.

Sora sora, deneye yanıla Fen Fakültesini buldum en sonunda. Sınavın başlamasına 10 dakika kala yetiştim. Açıkçası İngilizce Yeterlik Sınavı zordu bayağı zorlanarak çözdüm soruları. Neyse, konumuz bu değildi. Velhasıl, ilk günüm bu şekilde hunharca yürümek, kampüsü öğrenmekle geçti.

İkincisi ise benim İngilizce sınavını geçtiğimi öğrendikten sonra gerçekleşti. Şimdi biraz üniversitenin sistemiyle ilgili yakınacağım. Neden mi? İngilizce sınavı ile derslerin başlamasını aynı güne koymanın mantığı nedir? Sınav derslerden bir hafta önce olsa da sınavı geçenler rahat rahat ders kayıt yapıp zamanında hocalarla tanışsalar olmaz mı? Belki kafanız karışmıştır şimdi. 

Sınav pazartesi günüydü. Bense sınavı geçtiğimi salı akşamında öğrendim. Bundan sonra yapılması gereken şey ders kayıt yapmak... Üniversiteye yeni başlayan bir insan ders kayıt yapacağını nereden bilsin, değil mi? Mecburen kendi fakültemi bulup bundan sonra ne yapacağımı sordum. Üstün körü bir cevap verip yolladılar.

Çarşamba gününün sabahı da boşu boşuna geçtikten sonra aynı günün akşamında ders kayıt yapmayı öğrendim. İşte ikinci ilk günüm de şimdi başlıyor, perşembe günü.

Perşembe gününün sabahında derse gittim. Hatırlıyorum, matematik dersiydi. Dersliğe bi gittim, bomboş... Hayda! Sonradan birkaç kişi gelince öğrendim ki hoca ilk hafta diye ders yapmayacakmış. 

Sistemden bu yüzden yakındım işte. Çünkü pazartesi günü ben sınavdayken herkes birbiriyle tanışmış, sınıfça bi Whatsapp grubu kurulmuş, temsilci seçilmiş falan. Bir sürü şey kaçırmışım. Ayrıca hocalar da kendileriyle, ders işleme yöntemleri ve sınavla ilgili bilgileri vermiş. Diğerlerine göre geride kalmış oldum.

O gün içerisinde tanıştığım kimse de olmadı. Hiç hayal ettiğim gibi değildi yani. Biraz canımı sıkmıştı. Şu an düşününce ilk günün nasıl geçtiği pek önemli olmuyor. Önemli olan okuduğunuz sene içerisinde ne kadar anılar biriktirip kendinize bir şeyler katabilmeniz oluyor. 

Sizin de üniversitedeki ilk gününüz ortalama böyle olacaktır muhtemelen. Anlayacağınız bocalamayla geçen ilk haftaya hazır olun.

Eğer siz de kendi ilk gününüzü paylaşmak isterseniz bloglarınızda veya bana yorumlarda yazarsanız çok mutlu olurum. 

Hepinize başarılar diliyorum, mutlu günler!

11 Eylül 2017

TERMINATOR 2: JUDGMENT DAY (3D) | FİLM YORUMU

Yazar Tarih Eylül 11, 2017

Sinema tarihinin, özellikle bilim kurgu türündeki sinema tarihinin en efsane filmini sinemada 3D olarak izlemiştim. Yorumunu yapmadan olmazdı. 

Terminatör 2, ABD-Fransa 1991 yapımı bir film. IMDB puanı ise 8,5 olan Terminatör 2, ABD-Fransa 1991 yapımı. Başrolde Arnold Schwarzenegger bulunuyor.

Konusu: 1997 Ağustos ayında yaşanan ve 3 milyarı aşkın insanın ölümüne sebebiyet veren olayın üstünden yıllar geçmiş ve 2029 yılına gelinmiştir. John Connor makinelere karşı insan direnişinin lideri konumundadır. Onu 2029 yılında yok edemeyen makineler şimdi yok edemedikleri düşmanlarını geçmişte yok etmeyi denemeye karar verir ve John'un 10 yaşında olduğu döneme bir yok edici makine yollar. Buna karşılık John da o dönemde kendisini korumak için daha önce annesini öldürmek göreviyle geçmişe yollanan yok edici makinenin daha üst bir modelini geçmişe yollar. İki yok edici makine arasında John Connor için büyük bir mücadele başlar. Bu arada henüz yaşanmamış olan 1997 Ağustos'unda yaşanacak olan felaketin mimarı olan Skynet adlı sistem de yavaş yavaş faaliyetlerini artırmaya başlamıştır. John ve onun koruyucu makinesi John'un annesini akıl hastanesinden kaçırıp Skynet'i durdurmak için işbirliğine girişirken diğer yok edici makine de John'u yoketmek için onların peşinden gitmektedir.



Yorumum: 3D izleme imkanım olduğu için kesinlikle harika bir deneyimdi. Daha önce Terminatör 2 filmini izlememiştim. İlk filmi de izlemiş olmam lazım ama hatırlamıyorum. O yüzden ilk filmi tekrar izleyip Terminatör serisini tamamen izlemek istiyorum. 

Efektler, renk yelpazesi son derece güzeldi. 1991 yılının sinema teknolojisinde sanırım bir çığır açmış olsa gerek. Günümüz bilim kurgu filmleri kadar gerçekçi efektler kullanılmış.

Oyunculuklar için zaten yorum yapmam saçmalık olur. Çünkü çok sağlam bir cast var. 

Filmde sürekli bir aksiyon hakimdi. Bu sebeple sıkılmanız imkansız.

Ben çok beğendim. Biraz önce söylediğim gibi ilk filmi de izleyip seriyi tamamlamayı düşünüyorum. Böyle bir film serisini izlemek bana kalırsa "Ölmeden Önce Yapılacak 100 Şey" arasında bile olmalı.

Puanım: 5/5



İyi seyirler!

E-BÜLTEN

ARŞİV

Google+ TAKİPÇİLERİ