Anasayfa Hakkımda İLETİŞİM Blog Destek

ARAMAK İSTEDİĞİNİZ KELİMEYİ GİRİN

14 Nisan 2018

YORGUN SAVAŞÇI | DİJİTAL GÜNLÜK

Yazar Tarih Nisan 14, 2018
İstikrar denince aklınıza hemen bu kız gelsin. Olur mu?..

Selam! Her hafta dijital günlük yazıları gelecek demiştim, değil mi? Son hafta haricinde çok da yoğun değildim aslında ama dijital günlük yazacağımı tamamen unutmuşum! Şaka gibi. Neyse, kaldığımız yerden devam o halde.

2 Nisanda başlayıp 9 Nisanda son bulan bir vize haftası sürecimi paylaşmak istiyorum. Zira benim için gerçekten -ama gerçekten- yoğun ve yorucu bir haftaydı.

Bu dönem 9 tane deyimi yerindeyse "baba gibi" ders alıyorum. Hepsi birbirinden saf bilgiye dayalı, yoğun içerikli dersler. Dönemin başlarında kurslara ve yeni derslere adapte olmaya çalışırken sürekli hasta olduğum için de derslere düzenli çalışamadım. Sözün özü, derslerine son hafta çalışan öğrenci modundaydım.
Son haftasında ders çalışmak nasıldır bilirsiniz. Her not birbirine girer, uykuyla mücadelede kahve kavanozlarının dibi görülür, otobüste elde kitaplar ya da notlar taşınır ve hatta mümkünse yarım saatlik yolculukta 2 ayın konusu hatim edilir. Berbattır yani. Yaşamayınız.

Aslında en çok can sıkan konu ise annemin tam da bu hafta sağlığının bozulması oldu. 10 cm'lik bir cam kesiğinin ardından kalbiyle ilgili birkaç problem yaşadı ne yazık ki. Aklımı ister istemez meşgul ediyor haliyle. Acaba iyi mi, önemli bir şey var mı gibisinden sorular hep. Ama çok şükür ki iyi şu an. Yine o hafta en yakın arkadaşımın annesinin ameliyat olacağını öğrenmem de üzdü. Ama çok şükür ki onun annesi de iyi şu an. Annelere bi' şey olmasın. Yine bu haftayı zorlaştıran bir başka etmen işte. 

Bir de birtakım kafa karıştıran şeyler oldu. Hani olur ya, bazen bazı insanlarla ilişki kurmak istersiniz. Sohbet etmek, tanımak falan. İlişki özürlüsü olan biri olunca bu tam bir karın sancısı haline geliyor. Acabalarla ve keşkelerle dolu. Yine bu hafta! Neden bu haftaydı ama??!

Benim berbat bir özelliğim vardır. Acayip sabırsız bir insanım. Bir an önce bu sınav stresi bitsin diye çıldırdım. Az uyu-sınava gir-ders çalış-döngüyü tekrarla! Bu tarz şeyler beni gerçekten inanılmaz sıkıyor. Bazen üniversite sınavlarına nasıl hazırlandığıma şaşırıyorum. Hatırlamamak üzere hafızamın "asla açma" kısmına gönderdiğim anlar. Büyük bir sabır örneği benim için. Ben daha çok zamanında sakin sakin çalışmayı seven biriyim. Böyle süreli şeyler beni geriyor. -Ben nasıl iş bulup da çalışacağım acaba? 

Mesela şu an yazıyı tamamlamadan önce okudum ama bana zor geldiği kadar zormuş gibi görünmüyor. Yaşarken gerçekten kendimi dibine kadar yorgun hissediyordum. Okuyunca "Amma salladın ha, alt tarafı sınav oldun çıktın" diyesim geliyor. Ama siz demeyin.

Neyse, bir anı birikintisini sizlerle paylaştım. 
Kendinize iyi bakın!

10 Nisan 2018

2:22 | FİLM YORUMU

Yazar Tarih Nisan 10, 2018

2:22, 2017 ABD yapımı bilim kurgu, fantastik türünde bir film. 5,7 IMDB puanına sahip.

Konusu: New York'ta bir havaalanında kule kontrolörü olarak görev yapan Dylan Branson bir gün iş sırasında yoğun bir ışık demeti görüp bir anlığına dikkati dağılınca iki uçak çarpışmayla burun buruna gelir, mucize eseri kaza olmaz. Bu olay sonrası Dylan işten ayrılır. O uçaklardan birinde olan Sarah ile tanışan Dylan, bu sırada çevresinde her gün aynı saatte aynı olayların gerçekleştiğini, olayların hep öğleden sonra 2.22'de cereyan ettiğini fark eder. Normal hayatına dönüp bu zinciri kırmak için gizemi çözmesi gerekmektedir. 



Yorumum: 2:22'yi dikkat çeken ismi sayesinde izlemeye karar verdim. Konusunu inceleyip fragmanı da izledikten sonra IMDB puanına rağmen izlemek istedim. Aslında IMDB puanı düşük olsa da bazen iyi filmler çıkabiliyor. Sonuçta bir şans vermek lazım değil mi?

Konu olarak güzel olsa da oyunculuklar ve işleniş bana kalırsa biraz düşük oktandı. Başrol Sarah karakterini oynayan Teresa Palmer bana çok yapmacık geldi. Aynı şekilde Jonas karakterini canlandıran Sam Reid da öyle. Ancak Dylan karakterini canlandıran Michael Huisman için bu durum söz konusu değil. En beğendiğim oyunculuk onunkiydi.

Sürekli tekrar edilen sahneler var. Bu yüzden sıkıcı gelebilir. Başta tempoyu yüksek tutsa da sonlara doğru giderek düşüyor. Hatta ben filmin ortalarında durdurup biraz telefonla oyalanıp vakit geçirdim.

Eğer boş vaktiniz varsa izlemeye değer. 

Puanım: 2,5/5


Keyifli seyirler!

18 Mart 2018

MULTI-TASKING SORUNSALI | DİJİTAL GÜNLÜK

Yazar Tarih Mart 18, 2018

Uzun ara vermelerime alıştınız siz ama ben alışmak istemiyorum. Ders çalışmak blog yazmaya engel değil aslında. Ancak ne yazmalıyım, hangi konuda içerik üretmeliyim ona karar veremiyorum. Yazarken çok vaktimi almayacak ama aynı zamanda sizin de ilginizi çekecek bir şeyler üretmek zor oluyor. Bu yüzden sessiz kalmayı tercih ediyorum. Öncelikle bununla alakalı konuşmak istedim.

Bir diğer konuşmak istediğim konu ise Dijital Günlük. Bundan sonra blogu hem canlı tutmak adına hem de fiziksel ortamda üşengeçlik yapıp günlük tutmama sorunuma çözüm bulmak adına bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim. Artık her pazar günü akşam saatlerinde bir haftamı özetleyecek yazılar hazırlayacağım. Sizin hoşunuza gider mi bilmiyorum ama beni blog yazmaya motive edeceği kesin. O zaman ilk Dijital Günlük yazıma başlıyorum!


Nasılsınız? Ben 2 haftaya vizelerimin başlayacak olması sebebiyle biraz gerginim. Yetiştirilecek çok şey var. Planlamanın önemine bir kez daha değinmek istiyorum. Şu planlama, program hazırlama işi gerçekten o kadar önemli ve başarının anahtarı ki... Benim yeteneklerim köreldi nedense. Hiçbir şeyi yetiştiremiyorum, hiçbir şeye yetemiyorum ve bir bıkmışlık hissediyorum.

Son yıllarda popüler olan bir durum var biliyorsunuz ki: aynı anda birçok iş yapma veya diğer adıyla multi-tasking. Kendinizi birkaç parçaya bölerek her yere, her şeye yetişmeye çalışan biriyseniz TEBRİKLER! (YA DA ÜZGÜNÜM Kİ) SİZ DE MULTI-TASKING BİR KİŞİLİĞE SAHİPSİNİZ!

Şimdi bir durup düşününce "E zaten herkes aynı anda birçok iş yapıyor. Ben okuyorum hem de part-time çalışıyorum. Annem hem evle ilgilenip hem de çalışıyor." gibi düşünceler geliyor aklınıza. Ama bu öyle bir olay değil. Bunlar günlük rutin işler. Multi-tasking ise normalde başlı başına yapılması gereken işleri tek seferde yapmaya çalışmanın adı. Yeterince kavramı açtığımı düşünüyorum.

Tamam, bu çok güzel bir özellik. Becerikli, kendini geliştiren bir insan modeli -diye düşünüyoruz. Ancak işin içine girince durum pek öyle değil ne yazık ki. 

Bazı insanlar bunun kişiye ruhsal ve bedensel olarak zarar verdiğini düşünüyor. Hatta bazı bilimsel ispatlar dahi var. Ben bu bilgileri başka bir yazımda sizlere açıklayacağım, şu an araştırma aşamasındayım. 

Kendimi bu "kendini geliştirme" olayına çok fazla kaptırdım. Her anımı dolu dolu değerlendirmek, yeni bir şeyler öğrenmek, keşfetmek istiyordum. Garip ama her zaman diğerlerinden bir adım önde olmak zorunda gibi hissediyordum. Sebebini sorarsanız söyleyemem, tamamen içgüdüsel. O yüzden bu multi-tasking olayını denemek istedim. Zaten bazı yazılarımı okuduysanız bilirsiniz. İkinci üniversiteye başlamak, dil kursuna gitmek gibi yeni uğraşlar edindim. Kötü olmadı kesinlikle. İyi ki de yapmışım diyorum. Ama kendime zarar vermeye başladığımın farkında değilim.

Bu dönemin başında Almanca kursuna devam etmeye karar verdim. A2 sertifikamı da almak istedim. Bununla beraber dedim ki teknik çizim biliyorum, bilgisayar destekli çizimi de öğreneyim. O yüzden Autocad kursuna da kaydoldum. Her şey kayıt olana kadar çok güzel. Kaydı yaptırdıktan sonra asıl film başlıyor. Alın elinize patlamış mısırınızı, cipsinizi. Kendinize yapmış olduğunuz zararı başrolden izleyin.

Kurslarla da bitmedi aslında multi-tasking kararım. Freelance olarak çalışmaya başladım. Çok büyük paralar kazanma amacım yok, temel ihtiyaçlarımı -mesela kredi kartı ekstresi- karşılasa yeter diye düşündüm. Güya boş vakitlerimi değerlendirecektim. Ailemle birlikte yaşadığım için sonuçta onların da bazı sorumluluklarını almam gerekiyor. Ev işleri gibi mesela. Öğrenci evinde veya yurtta yaşıyor olsam erteleme imkanına sahibim ama ailenizle yaşadığınız için böyle bir imkan olmuyor. Dersten sonra kütüphaneye birkaç saatliğine gidebiliyorum. Akşam yemeğine yetişmek zorundayım. Evim üniversiteye de uzak, trafik çok vakit alıyor. 

Uzar da uzar kısacası. Yani genel olarak üzerimde bu dönem üniversite derslerim haricinde çok fazla yük var. Bu sebeple mantığım harekete geçti ve ikinci üniversiteyi bir dönemliğine bırakmaya karar verdim. Hem ödemem gereken harcı da çok gelmişti o sıra. Yine aklımda devam etmek var ama bu sefer bölüm değişikliğine gidecek gibiyim. Her neyse, konumuz bu değil.

Üniversitede bu dönem aldığım ve hepsini de vermek zorunda olduğum 9 tane ders var. Laboratuvar derslerim arttı. Yani üniversitedeki yüküm zaten bir hayli fazlayken böyle türlü türlü maceralara atıldığım için kendimi son zamanlarda kötü hissetmeye başladım. Uykumu alamıyorum, yataktan çıkmak istemiyorum, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Dönem başladı başlayalı derslerime bile çok fazla vakit ayıramadım. Kendime dahi vakit ayıramıyorum diyebilirim. Kendimi "olmazsa olmasın" moduna almak istemiyorum çünkü bu sefer tüm ipin ucu kaçacak. Yani neden oldu, nasıl böyle bir hale geldim bilmiyorum ama kendini geliştirme olayına kendinizi çok fazla kaptırmamak lazım. Gözünüzü öyle bir karartıyor ki kendinize yaptığınız zararı göremiyorsunuz.

Almanca kursunda sorunlar yaşamaya başladım. Hocamla arada bir tartışıyoruz, kurstaki diğer arkadaşlar genelde benden büyük ve kimseyle diyalog kurmak istemiyorum bu yüzden. Kursu bırakmaya niyetleniyorum ancak bu seferde evdekilerle tartışıyorum. Altından kalkamıyorum diye açıklama yapsam da "Yapmak zorundasın" cevabını alıyorum. Böyle böyle yıpranıyorum işte. Karşılığını mutlaka alırım ama şu an bunlarla başa çıkmak zor geliyor.

Belki de bunun yolu ufak ufak başlamaktır. Yani sporcular bile kondisyon kazanarak kendilerini geliştiriyorlar. Zaman yönetimi de böyle bir şey. Yavaş yavaş eklemek lazım. Birden artırınca dozu kafanızı kuma gömüp saklanmak istiyorsunuz.

N'apalım işte. Bir şeyden vazgeçtim, diğerlerinden vazgeçmek istemiyorum. O yüzden kendimi sağlam tutmaya çalışıp altına girdiğim işlerin altından kalkmaya çalışacağım. Bir daha da kendime bu kadar yüklenmek istemiyorum. 

Upuzun bir yazı oldu. Sonuna kadar okuduysanız çok teşekkür ederim. 

Kendinize iyi bakın, mutlu haftalar!

24 Şubat 2018

KİTAP ALIŞVERİŞİM #2 | IDEFIX

Yazar Tarih Şubat 24, 2018

Hepinizi selamlıyorum sayın okuyucularım! Uzun zamandır internet üzerinden kitap alışverişi yapmıyordum. Gerçi bu seferki biraz akademik kitaplara yönelik oldu ama olsun. 


MÜHENDİSLİK YAKLAŞIMIYLA TERMODİNAMİK - YUNUS A. ÇENGEL

Michael A. Boles tarafından yazılmış bir kitap. Çevirisini Yunus Çengel hocamız yapmış. Sanırım bu kitabı çoğu üniversitelerde verilen termodinamik derslerine giren hocaların hepsi tavsiye ediyor. Dikkatinizi çekeyim tekrar, hepsi...
Biliyorsunuz ki Termodinamik çok geniş kapsamlı bir ders. Gıda alanına uygulaması başka, makine alanına uygulaması bambaşka. Bu yüzden çoğu mühendislik dallarına uygun olacak şekilde bölümlendirilerek kitap haline getirilmiş. Sanırım bu yüzden de "Mühendislik Yaklaşımıyla" denilmiş. Satış politikası mı bilmem ama -tabi ki değil- elimde sürekli bu kitapla dolaşıp ben mühendisim demek istiyorum. Şaka bir yana kitabı incelediğimde çok güzel, anlaşılır bir şekilde anlatılmış. Yoğun, öğrenciyi bayacak bir anlatımı kesinlikle yok. Eğer bu dersi alıyorsanız hiç fotokopiyle falan uğraşmayıp orijinal olarak satın alın derim. Parlak, renkli, güzel bir basımı da var. Çalıştıkça çalışasınız geliyor. 

AKIŞKANLAR MEKANİĞİ TEMELLERİ VE UYGULAMALARI - YUNUS A. ÇENGEL

Yine Yunus Çengel hocamızın çevirisini yaptığı orijinali John M. Cimbala tarafından yazılmış bir kitap. Yunus hocanın çevirisini yaptığı kitapların iyi olduğunu söylemişti üniversitedeki hocalarım. Bu sebeple bu kitabı da orijinal olarak satın almaya karar verdim. Yine bu kitap da çoğu mühendislik dallarına uygun ortak olarak yazılmış bir kitap. Basımı yine parlak, renkli. İçinde bir de CD'si çıkıyor. 

Eh, hep ders mi çalışayım yani? Arada kafa dinlendirmek, eğlenmek lazım diyerek çok merak ettiğim bir romanı da satın aldım. Almamdaki amaç aslında tamamen şuydu "O kadar ders kitabı aldım, bir ödülü hak ettim." Gerçekten, aklımda ne vardı bilmiyorum ama iyi oldu. Kitap çok güzele benziyor. Dijital Kale biter bitmez başlamayı planlıyorum.

KABLOLARDAKİ HAYALET - KEVIN MITNICK

Yorumunu detaylı olarak paylaşırım elbette ama kısaca bahsedeyim istiyorum. Zamanında adı anıldığında herkesin tüylerini ürperten gerçek bir hacker olan Kevin Mitnick'in kurguladığı bir roman. Yazılım, teknolojiyi de içine harmanladığı için "Ya benim bunu kesinlikle okumam lazım!!!" diye sepete ekleyiverdim. Banka hesapları, soygunlar gibi konular varmış. La Casa De Papel de hazır bu sıralar popülerken iyi denk gelmiş oldu. Şaka bir yana, okumak için can atıyorum ama öncelik tabi ki dersler.

Böyle hem mühendislik öğrencileri için kitap önerisi olan hem de bayadır yazamadığım için blogu güncel tutan bir yazı oldu. Okuyucularımın hepsi mühendis veya mühendislik öğrencisi olmadığı için çok fazla sıkmak da istemiyorum sizleri. Arada şakalarla, saçmalamalarımla bunu önlemeye çalışıyorum. Seviyorsunuzdur umarım.

O zaman yeni yazılarımda tekrar görüşmek üzere!

Ayrıca; bana destek olmak, daha fazla yazı görmek isterseniz reklam engelleyicinizi devre dışı bırakıp reklamlarıma bir kez tıklarsanız beni çok mutlu edersiniz, sizleri seviyorum. Teşekkürler!

E-BÜLTEN

ARŞİV

Google+ TAKİPÇİLERİ